Genetik

INFERTILITE TEDAVİSİNDE GENETİĞİN ÖNEMİ
PGT (Preimplantasyon Genetik Tanımlama) yöntemi dünyada ilk defa 1989 yılında İngiltere’de tek hücre PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) tekniği altında kullanılarak kalıtsal bir hastalık için uygulanmış olup, daha sonrasında  1995 yılında ileri anne yaşı ve tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan çiftlerde uygulanmaya konulmuştur. 2000 yılında Amerika’da geliştirilen embriyoda genetik tanı ve HLA tipleme çalışmaları ile PGT, salt bir tanı yöntemi olmakla kalmayıp, ailelerin sağlıklı bir bebek sahibi olmasını sağlarken hasta çocukların doğan kardeşlerinden alınan HLA uyumlu kök hücreler ile tedavi olabilmesini de gerçekleştirilmiş böylelikle tüp bebekle sadece sağlıklı bireylerin doğması değil aynı zamanda hasta kardeşe uyumlu sağlıklı bebek elde ederek tedavi imkanı sağlanmıştır. Bu teknoloji tüp bebek çalışmalarına çok daha farklı ve bilimsel bir yaklaşım sağlamıştır.

FISH TEKNİĞİ

Anöplodi (Aneuploidy- sayısal kromozom bozuklukları) ve translokasyonların (yapısal kromozom bozuklukları) tayini için uzun süre  FISH tekniği altın standart olarak kabul edildi. Bu teknik, biyopsi uygulanan hücrelerin cam lama fiksasyonu ile hücre çekirdeğinin eldesi, floresan işaretli prob uygulaması sonrası denatürasyon, hibridizasyon, hibridizasyon sonrası bağlanmayan probların uzaklaştırılması için yıkama, kontrast madde (counterstain) uygulaması ve analiz aşamalarından oluşur. Günümüzde, FISH teknolojisi ile  8,13,14,15,16,17,19,18,20,21,22, X ve Y kromozomları bu teknik ile detaylı incelenebilmektedir,  oluşan ve spontan düşüklerde en sık rastlanan komozomal anomalilerin tespitine dayanan paneller kullanılmakta, bu panel ile de embriyolarda oluşabilecek, kromozomal anomalilerin büyük bir bölümü saptanabilmektedir.

CGH TEKNİĞİ

Sınırlı sayıda kromozomun incelendiği FISH yöntemine alternatif olarak karşılaştırmalı genomikhibridizasyon (CGH, comparativegenomichybridization) yöntemi embriyolarda tüm kromozomların incelenmesini mümkün kılar. Ancak, tekniğin önemli bir dezavantajı vardır o da işlemin uzun sürmesi (yaklaşık 4-5 gün) sebebiyle embriyonun dondurulması zorunluluğunu getirmesidir. Son yıllarda CGH ile aynı prensibe dayanan fakat array tabanlı bir sistem olan array-CGH yönteminin geliştirilmesi ile işlem süresi 48 saate kadar indirilmiş ve bir önceki yönteme göre çözünürlük de yükseltilmiştir.

NGS (NEW GENERATION SEQUICING) TEKNİĞİ

Günümüzde Preimplantasyon Genetik Test – Anöploidi taraması (PGT-A) embriyoda sayısal ve yapısal kromozomalanormalikleri (anöploidi) tespit etmek için kullanılmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde karşılaşılan düşüklerin büyük çoğunluğu sayısal kromozom anormallikleri ile ilişkilidir, bu nedenle kromozom anormalliği bulunan embriyolar ile gebeliklerin PGT-A tekniği kullanılarak en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. PGT-A yönteminde laboratuvar ortamında büyütülmüş embriyolardan (blastosist) biyopsi tekniği ile alınan 50-10 hücre alınmaktadır. Daha sonra Genetik laboratuvarında bu hücre örneklerinin DNA’ları Tüm Genom Amplifikasyonu (WGA) adı verilen özel bir teknik ile çoğaltılır ve sonrasında Yeni Nesil Dizileme (NGS) yöntemi ile analiz edilerek kromozom sayısı ve yapısı incelenir. Bu yöntemin temeli çoğaltılan DNA parçalarının en son teknoloji ile çalışan NGS cihazında sayılarının belirlenmesi ile gerçekleşir. Cihazın okuma işlemleri tamamlandığında Genetik laboratuvarında çalışan Biyolog ve Genetik uzmanı doktorlar birlikte analiz sonuçlarını inceleyerek embriyoların kromozomları hakkında son kararı verirler.

NGS teknolojisi ile daha önceki analiz yöntemleri ile karşılaştırıldığında potansiyel olarak daha hassas ve doğru bir inceleme sağlanmaktadır,
%20 – 80 arası mozaiklik oranları tespit edebilmektedir,
Hücrenin enerjisini sağlayan mitokondriyal DNA miktarını tespit edebilmektedir
EKZOM DİZİLEME (WES ) YÖNTEMİ
Günümüzde karşılaşılan ve tanımlanabilmiş 20.000’e yakın genetik hastalığa tek denemedetanı koyma yöntemiolan, pek çok kalıtsal hastalığın belirlenmesinde daha ekonomik ve hızlı bir yöntem sağlamaktadır. Böylelikle, genlerde  bulunan ,“Ekzom” adı verilen ve gen mutasyonlarının yani genetik hastalıklara neden olan bozulmaların %85’inin kaynağı olan bölgelerin yüksek doğruluk oranıyla incelenebilmesi sağlayan bir yöntemdir.

ANALİZ SONUCU KARAR VE RAPORLAMA
Analiz sonucunda embriyoların Normal (Öploid), Anormal (Anöploid) ya da Mozaik olduğuna karar verilir ve bu şekilde raporlanır.

Normal (Öploid): Her bir kromozomdan doğru sayıda yani 2 kopya sahibi olan embriyolardır. Bu embriyolarda otozom adı verilen 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15,16,17,18,19,20,21, 22 kromozomların her birinden 2 kopya bulunmaktadır. Cinsiyet kromozomları ise XX ya da XY şeklinde olacak şekilde çift halinde bulunmaktadır.

Anormal (Anöploid) : Bir ya da daha fazla kromozomunu 2 kopyadan çok ya da az sayıda sahip olan embriyolar. Eğer bir ya da birden çok kromozomu tek kopya olarak bulunan embriyolara Monozomik embriyo adı verilir. Bunun tersi olarak eğer bir ya da daha fazla sayıda kromozomundan üç kopya taşıyan embriyolara ise Trizomik embriyo, 4 kopya taşıyanlara tetraploid adı verilir.

Mozaik : İncelen embriyolardan bir kısmında, embriyoların sonuçları incelendiğinde kromozomların bir ve birkaç kromozomun 2 ile 1 kopya arasında ya da 2 ile 3 kopya arasında bir değerde olduğu tespit edilebilmektedir. Bunun nedeni embriyodan alınan 5-10 sayıda hücrenin bir kısmında kromozom sayısının ikiden az ya da çok sayıda olmasıdır  Bu anormal kromozom sayısına sahip hücreler ile normal sayıda iki kromozoma sahip hücreler bir arada analiz edildikleri için ara değerler görülmektedir. Bu tip anormallik taşıyan embriyolara Mozaik embriyolar adı verilmektedir.

Embriyonikmozaisizm; farklı kromozomal yapıya sahip iki ya da ikiden fazla hücre topluluğu içeren embriyolarda oluşan bir durumdur, birçok hücre bölünme mekanizmasına dayanan bozukluktan dolayı oluşmaktadır. Mozaik embriyoların azalmış implantasyon ve gebelik oranları, artmış genetik anomaliler ve olumsuz gebelik sonuçları ile ilişkili olduğu olduğu ortaya konmuştur. NGS ile hassas olarak raporlanan mozaism oranı ile çiftlere gebelik şansları hakkında daha doğru ve gerçekçi bilgi verebilmek mümkün olmaktadır. Ancak normal yapıda ve sayıda kromozomlara sahip embriyoların transferi her zaman öncelikli olmalıdır. Normal embriyo bulunmadığı durumlarda bazı kromozomları etkilenmiş düşük oranlı mozaik embriyoların transferi hastanın bilgilendirilmiş onamı ile yapılabilir. Mozaik monozomili embriyoların transferi göreceli olarak daha az risk taşımaktadır. Riskli olarak değerlendirilen 2, 7, 13, 14, 15, 16, 18, ya da 21 numaralı kromozomlar için mozaik trizomi tanısı alan embriyonun transferi trizomiksendromlu bir çocuğun doğumuna neden olacağı için önerilmemektedir. Sonuç olarak mozaik embriyo transferi düşünülen çiftlerde her zaman PGDIS (Preimplantasyon Genetik Tanı Uluslararası Topluluğu) kararları doğrultusunda öncelikle normal embriyo bulunması amacıyla yeni bir tüp bebek denemesi tavsiye edilmektedir. NGS yöntemi ile sadece kromozom sayıları değil ayrıca hücrelerde enerji üretiminin yapıldığı mitokondrilere ait DNA’ların da miktarı belirlenebilmektedir

PGT yöntemi günümüze kadar çoğunlukla gebelik kaybı ve kısırlığa sebep olan kromozomal bozuklukların ortaya konulması , ilşeri anne yaşı, anormal gamet morfolojisi, şiddetli erkek faktörüve tüp bebek tedavisindeki başarı şansının arttırılması amacıyla embriyo seçimi yapabilmek amaçlı kullanılmıştır.

Tüm diploid insan hücreleri 22 otozom ve bir gonozomdan oluşan 23 çift kromozom içerir. Bu kromozom kuruluşundaki sayısal bozukluğa anöploidi, fazla (örneğin trizomi) veya eksik (monozomi) sayıda kromozom içeren hücreye anöploid hücre adı verilir.

PREİMPLANTASYON GENETİK TANI UYGULAMA ENDİKASYONLARI
1-İLERİ ANNE YAŞI:
Tüp bebek tedavisine giren çiftlerin çok büyük bir kısmında, anne adaylarının yaşları 38 yaş sınırının üzerinde görülmektedir. Bu yaş grubu hastaların yumurta kaliteleri ve taşıdıkları genetik materyallerin sağlıklı olabilme olasılıkları genç yaş bayan hasta grubuna göre istatiksel olarak düşüktür.Bu yaş grubu hastalardan elde edilen embriyolar genetik tanımlama yapılarak transfer edilmeleri sonucu sağlıklı eve bebek götürme oranlarının yapılan yayınlarda istatiksel olarak arttığı çok net ortaya konmuştur.

2- TEKRARLAYAN İMPLANTASYON BAŞARISIZLIKLARI:
İyi kalitede gerçekleşen en az iki başarısız embriyo transferi sonrası hastalarımızı, tekrarlayan implantasyon başarısızlığı yani embriyoların rahim duvarına sağlıklı olarak tutunma problemi  yaşadığı konusunda bilgilendiririz. Elde edilen iyi kali,tedeki embriyolar arasında genetik olarak sağlıklı embriyo yada embriyoların belirlenip transferinin gerçewkleştirilmesihasatanın şansını anlamlı olarak arttırabilmektedir.

3- TEKRARLAYAN GEBELİK KAYIPLARI:
Hastanın spontanyada tedavi sonrası sağlanan gebeliklerinde, özellikle ilk üç ayda yaşadığı gebelik kayıplarının (abort, düşük) ikiden fazla olması durumudur. Bu durumda mutlak suretle anne ve baba adayının kanlarından periferikkaryotipleme istenmesi sonrası preimplantasyon genetik tanı sonrası embriyo seçimi eşliğinde gerçekleşen embriyo transferi, bu hastaların gebeliklerinin sağlıklı devam edebilmesi açısından önemli tekniklerden biridir.

4- ŞİDDETLİ ERKEK İNFERTİLİTESİ:
Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır.Özellikle sperm sayısının 1 milyonun altında olması , sperm hareketliliğinde ve morfolojisinde problemler yaşanması, bu problemlerin beraberinde kromozomal bazı aktarım hatalarını embriyolara yansıtılabildiğini göstermiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde ve tüm dünyada çok hızlı artış gösteren azoospermik hasta popülasyonu , bu hasta grubundaki hastaların embriyolarının incelenmesi konusunda büyük önem taşımaktadır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır. Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefeltersendromu gibi genetik hastalıkta da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir. Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak KonjenitalBilateralVasDeferensAgenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır.

5- ANORMAL GAMET MORFOLOJİSİ:
Tüp bebek tedavisi sırasında kadın ve erkeklerden elde edilen oosit ve spermlerin morfolojik olarak dismorfik özellikler taşımaları , bu gametlerden elde edilen embriyolar için bir genetik tanımlama endikasyonu oluşturmaktadır. Kadın yumurtalarının granüle yapıda olması,vakuolüzyon veya organelaglünasyon taşıması, spermlerin ise, tail-stump, globozoospermiaveya macrosefalik baş taşıyanyapıları genetik tanımlama konusunda endikasyon oluşturmaktadır.

MOLEKÜLER GENETİK
1-MOLEKÜLER SİTOGENETİK TANIMLAMA
Moleküler sitogenetik inceleme için, kromozomlar çeşitli floresan boyalarla işaretlenip analiz için hazırlanır. Bu yönteme FISH (FluorescenceInSituHybridization) adı verilir. Kromozom bölgeleri kullanım amaçlarına göre farklı bölgelerinden işaretlenip analiz edilebilirler. FISH yönteminin avantajı kromozomlar elde edilmeden direk hücre çekirdeğine uygulanabilmesidir.

FISH ANALİZİ İLE TANIMLAMA YAPILABİLECEK ÖRNEK TANIMLAMALARI:
Periferik Kan
Fetal Kan (Bebek kordon kanı)
Amniyon
CVS (KoryonVillus Biyopsi)
Tahliye Materyali (Düşük Materyali)
Doku, cilt biyopsisi
Sperm
Blastomer yadatrofektoderm(Embriyo hücresi)
FISH UYGULAMALARI:
Mikrodelesyon sendromları için hücre kültüründen spesifikproblarla FISH analizi (kan, cilt dokusu)
Prader-Willi/Angelman Sendromu
DiGeorge Sendromu
Williams Sendromu
Retinoblastoma
BCR/ABL
Amnion sıvısından spesifikproblarla FISH analizi
Amnion sıvısından FISH ile hızlı anöploidi incelemesi
Marker kromozomlar için FISH analizi
Blastomerlerdeanöploidi testi ve translokasyonlar için spesifikproblarla FISH analizi (Preimplantasyon genetik tanı)
Sperm FISH analizi
Sperm FISH
Gebelik kayıplarına, tekrarlayan implantasyon başarısızlıklarına ve anormal doğumlara sebep olabilen bazı kromozomal anormalliklerin babadan kaynaklan önemli bir bölümü sperm üretim  aşamasındayken de novo yani geri dönüşümsüz yeni oluşum olarak gerçekleşir.  Normal şartlarda her bir sperm hücresi tek set kromozom içeren haploid yapıda olmalıdır.  Anormal durumlarda, sperm bir veya daha fazla kromozomu fazladan yada eksik taşıyor olabilir (anöploid), yada fazladan bir kromozom seti taşıyor olabilir (diploid). Bu gibi durumları belirleyebilmek için sperme FISH işlemi (Floresan boyalarla inceleme) uygulanır. Bu işlemde 13, 18, 21, X ve Y kromozomları incelenir. Eğer baba adayı translokasyon (kromozomlar arası yeniden düzenlenmeler ve yer değiştirmeler) taşıyıcısı ise bu translokasyona katılan kromozomlara yönelik özel FISH işlemi de uygulanabilir. Bu yöntemle, kişinin dengesiz gamet yüzdesi hesaplanabilir ve oluşacak embriyolarındaki dengeli-dengesiz oranı hakkında fikir sahibi olunabilir. 2000 adet sperm incelenerek anormal sperm yüzdesi belirlenir.

2-TEK GEN HASTALIKLARI
İnsan genom projesinin sonuçlanmasından sonra insan genomunda yaklaşık 30 binin üzerinde gen bulunduğu saptanmıştır. Her bir genin oluşturabileceği problemlerden kaynaklanan hastalıklara  tek gen hastalıkları (single gene disorders)denmektedir ve kalıtsal olarak sonraki nesillere aktarılma riski oluşturmaktadır.

Tek gen hastalıklarının tanıları moleküler tetkiklerle saptanmaktadırlar. Bu hastalıkların ortaya konulması insanda çeşitli evrelerde yapılabilmektedir.

Postnatal Tanımlama: Doğum sonrasında yapılan incelemelerdir

Prenatal Tanı: Doğum öncesinde (gebelikte) anne karnındaki bebeğe yapılan incelemelerdir

Preimplantasyon Genetik Tanı: Anne rahmine yerleştirilmeden önce embriyolara yapılan incelemelerdir

AKDENİZ ANEMİSİ
Akdeniz Anemisi (Beta-talasemi), adından anlaşıldığı gibi akdenizde yer alan bölgelerde en sık rastlanan tek gen hastalıklarının başında gelir, bu nedenle ülkemizdede en çok görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Hastalık geninin Türkiye’deki ortalama görülme sıklığı % 4–5 kadardır, fakat özellikle güneyde bazı bölgelerde bu oran % 20’lere kadar tırmanabilmektedir. Beta-talasemi, otozomal resesif (genetik problemin  hem anne hem babada taşındığı tipte) kalıtım gösterir. Akraba evliliklerinin yaygın olduğu bölgelerde hastalığın görülme sıklığı artmaktadır.

Beta-talasemi geni 11 numaralı kromozomun üzerinde yer almaktadır. Gen üzerinde oluşacak mutasyonlar beta-globin üretimini azaltır veya sentezlenmesini tamamen  durdurur. Hemoglobin üretimin azalması sonucu hastalarda mikrositikhiperkromik anemi oluşur.

Beta-talasemi tanısı, yapılan  kan testleri ile ortaya  konulur. Periferik yaymada çekirdekli alyuvarların varlığı, hemoglobin elektroforezi sonucu hemoglobin A seviyesinde gözlenen  düşük miktar hastalığın başta gelen bulguları olarak göze çarpar. Hastalığın tespit edilmesinden sonra mutasyonun moleküler teknikler ile tanımlanması çok büyük önem kazanır. Beta-talasemi için moleküler tanı, beta-globin geninin tümüyle dizilenmesiyle (Tüm Gen Analizi- wholegenomeanalysis) ortaya konulmaktadır. Bu tanı yöntemi hem bireylerdeki mutasyonun tespit edilmesini, hem de anne karnındaki fetüsten alınacakörnekle beta-talasemi mutasyonlarının tespitini sağlar.

Akdeniz anemisi (talesemi taşıyıcısı anne ve baba sağlıklı bebek sahibi olmak istediklerinde Preimplantasyon Genetik Tarama ve Tanı (PGT)  merkezimizde yapılmaktadır.

ORAK HÜCRE ANEMİSİ
Bilindiği gibi, Alyuvarlar kanı oluşturan hücrelerdir. Alyuvarlar kana rengini veren hemoglobin maddesini taşımaktadırlar. Hemoglobinler ayrıca oksijenin taşınmasında rol almaktadırlar. Hemoglobinin birden fazla çeşidi bulunmaktadır. HbF bebeklerde, HbA normal erişkin bir insanda ve HbS orak hücre anemisi hastalarında bulunmaktadır.

Orak hücre anemisi hastalığı otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Beta-globin gen dizisinin, 6 numaralı bölgesindeki  nokta mutasyonu (pointmutation) sonucu glutamik asit yerine valin kodlanması sonucu HbS oluşur. Bu kişilerin alyuvarları oksijen miktarında düşüş kaydedildiği takdirde, farklılaşır ve formudaorak şeklini alırlar. Alyuvar miktarı bu hastalarda fazla olmasına rağmen yaşam süresi sınırlıdır.

Hastalığın tespiti moleküler seviyede gerçekleştirilen tetkiklerle yapılmaktadır. Bir çok tanımlama çalışmasında  orak hücre anemisi için moleküler tanı beta-globingeninindeki COD 6 bölgesinin dizilenmesiyle konulmaktadır. Bu tanı yöntemi hem bireylerde mutasyon tespit edilmesi için hem de anne karnındaki fetüsten alınacak örnekle orak hücre anemisinin tespitini sağlar. Gebeliğin 10. haftasından sonra Koryonvillüs biyopsisi (CVS) veya 15. haftasından sonra yapılacak amniosentez yardımıyla olabilir.

Orak hücre anemisi taşıyıcısı anne ve baba sağlıklı bebek sahibi olmak istediklerinde Preimplantasyon Genetik Tarama ve  Tanı merkezimizde yapılmaktadır.

AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ (FMF)
Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) tekrarlayan ateş ve periton, sinoviyum veya plevra enflamasyonubelirtileri ile kendini ortaya koyan otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Karın ağrısı en belirgin özelliğidir.  Karın zarında, eklemlerde ve akciğer zarında oluşan iltihaplanma ağrı ve ateşe neden olur. Kan testlerinde yüksek eritrosit sedimentasyonu, lökosit sayısında ve fibrinojen miktarında artış gözlenir. FMF’in bilinen tek tedavisi, Kolşisin isimli ilaçtır. Kolşisin, ateş ve karın ağrısı ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltmaktadır.

FMF hastalığıyla ilgili olan tek gen MEFV genidir. MEFV geni 16 numaralı kromozomda yer almaktadır. Türk toplumunda V726A, M694V, M694I, K695R, M680I, A744S, E148Q ve R761H mutasyonları MEFV geninde en sık rastlanan mutasyonlardandır. FMF hastalığının moleküler tanısı talasemide olduğu gibi tüm gen analizi ile yapılmaktadır. Genetik merkezlerinde  mutasyonlarının %80 nin yer aldığı exon 2 ve exon 10 bölgeleri tüm gen taramasıyla incelenmektedir.

Bireylerde FMF analizi yapılmasının yanı sıra gebelik esnasında CVS veya amniosentez yöntemiyle alınacak örneklere de FMF analizi yapılmaktadır. Ayrıca FMF taşıyıcı anne baba veya anne babadan herhangi birinin hasta diğerinin taşıyıcısı olması durumunda sağlıklı bebek sahibi olmak istediklerinde FMF için Preimplantasyon Genetik Tanı merkezimizde yapılabilmektedir.

KİSTİK FİBROZİS
KistikFibroz dünya genelinde sık rastlanan kalıtsal hastalıklardan bir tanesidir. Kistikfibroz, solunum ve sindirim sisteminin yüzeyini kaplayan hücrelerinde sodyum ve klor iyonlarının taşınmasını sağlayan proteini üreten CFTR geninde oluşan mutasyonlar sonucu ortaya çıkar. Mutasyonlar sonrasında mukus tabakası daha yoğun bir hal alır ve akciğerlerin tıkanmasına ve enfeksiyon gelişmesine, pankreasın tıkanarak sindirim enzimlerinin bağırsağa ulaşımının engellenmesine neden olur.

Kistikfibroztransmembran iletim düzenleyicisi (CFTR) geni 7 nolu kromozomda yer alır. CFTR geninde yaklaşık 1400 tane mutasyon tespit edilmiştir. Mutasyonların oluşturacağı etkiler birbirlerinden farklıdır. Bazı mutasyonlar CFTR proteininin normalden küçük ya da yetersiz miktarda üretilmesine yol açarken, diğerleri proteinin düzenlenmesini ya da hücre zarındaki lokalizasyonunu engellerler. Bazı mutasyonlar KistikFibroz hastalığına neden olurken CFTR geninde oluşan bazı mutasyonlar erkeklerde kısırlığa sebep olur. Bu mutasyonlar testislerden sperm taşıyan kanalların birinin (CUAVD: CongenitalUnilateralAbsence of VasDeferens) veya her ikisinin de (CBAVD: CongenitalBilateralAbsence of VasDeferens) gelişmemesine neden olur. Testisler normal gelişmiş ve cinsel fonksiyonlar normal olmasına karşın vasdeferens gelişmemiş olması nedeniyle erkek üreme sistemindeki spermler meniye taşınamaz.

KistikFibroz hastalığının moleküler tanısı dünya genelinde en yaygın olan 33 mutasyona ek olarak polyT bölgesi PCR-OLA (polimeraz zincir reaksiyonu- oligonucleotideligationassay )  yöntemiyle taranmaktadır. Türk toplumunun çok heterojen olmasından nedeniyle kistikfibroz tanısı kesin koyulan hastalarda mutasyon sayısı genetik dizileme ile ile 500 e kadar çıkarılmaktadır.

Kistikfibroz hastalığının görülme sıklığı yüksek olduğundan Kistikfibroz mutasyonu tespit edilen CBAVD hastalarının ayrıca eşlerinde de gen taraması yapılmalıdır. Eşinde de kistikfibroz saptanan hastalara Preimplantasyon Genetik Tanı veya gebelik sonrası prenatal tanı işlemlerini merkezimizde uygulamaktayız.

Y-KROMOZOMU MİKRODELESYONLARI
Erkek cinsiyetinin belirlenmesinde rol alan Y kromozomu üzerinde sperm oluşumunda ve gelişiminde yer alan genler bulunmaktadır. Y kromozomunun p kolunda yer alan bu genlerin bulunduğu bölge AZF (Azoospermiafactor) bölgesi olarak adlandırılır. Bu bölgedeki genler 3 grup olarak adlandırılmıştır. AZFa, AZFb ve AZFc bölgeleri.

Y delesyonları özellikle 1 milyon spermatozoa/ml altında olan hastalarda tespit edilmektedir. En sık rastlanan delesyonlarAZFc (yaklaşık %60) bölgesindedir. Bunu AZFb ve AZFb+c veya AZF a+b+c bölgeleri (%35) izlemektedir. AZFa bölgesinde görülen delesyonlar oldukça nadirdir (%5). Delesyonlar diğer androlojik bulgularla birlikte (varikosel, kriptorşidizm, hipogonadotropikhipogonadizm, obstruktifazoospermi) görülme olasılığı (%7) yönünden bağımsızdır. AZFa veya AZFb bölgelerinin tamamının (komplet) delesyonuSertoli Cell-only (SCO) ve spermatogenetikarrestpatolojik sonuçları ile ilişkilendirilir. Bu bölgelerin parsiyeldelesyonu veya AZFc bölgesinin parsiyel veya kompletdelesyonuhipospermatogenez (oligospermi) ile Sertoli Cell-onlysendromu arasında değişken fenotiplerle uyum gösterir.

Y kromozomu mikrodelesyon taraması diagnostik, prognostik ve koruyucu önleme sahiptir. Azospermik hastalarda rastlanacak kompletAZFa veya AZFbdelesyonlarıtestiküler sperm elde edilmesi açısından negatif prognostik değere sahiptir.Bu silinmenin zaman içerisinde artabilme olasılığına karşı, bulunacak hücrelerin dondurılşması hastanın fertilitesinin korunumunu sağlamak açısından  çok büyük önem taşımaktadır.

Y kromozomu mikrodelesyonları merkezimizde moleküler tekniklerle tanımlanmaktadır. AZF bölgesi için 28 farklı STS bakılmaktadır.



TROMBOFİLİ PANELİ
Trombofili Panelinde toplam 4 farklı bölgeye bakılmaktadır.

Faktör V: Faktör V kan koagülasyon (pıhtılaşma)  sistemindeki en önemli proteinlerden biridir. Faktör V aktive edilmiş protein C (APC) ‘ninkofaktörü olarak fonksiyon yapar. Faktör V Leiden mutasyonu otozomal dominant olarak nesiller arası iletilir. Bu mutasyon varlığında faktör V’in APC tarafından inaktive edilmesi engellenir ve kanda yoğun pıhtılaşması meydana gelir. Tromboz tehlikesi doğum kontrol hapı kullanımı, sigara, ileri yaş ya da pıhtılaşma sistemini etkileyen diğer tromboz etkenleri (Prothrombin 20210) gibi risk faktörlerinin varlığında çok daha fazla artar.

Faktör II (Prothrombin 20210A): Prothrombin 20210 mutasyonu Faktör V polimorfizminden sonra tromboz oluşumuna en sık neden olan polimorfizimdir. Tromboz, kandaki protrombin miktarının artmasıyla ortaya çıkar.

MTHFR enzimi protein ve polyamine sentezi ve metilasyon reaksiyonları için gerekli olan metil alış-verişinde etkindir. MTHFR varyantları nöral tüp defekti, homosisteinemi, erken yaşta kalp damar hastalığı, erken yaşta venöztromboz ortaya çıkma riskini arttırır.

MTHFR C677T: MTHFR C677Tnin homozigot olduğu durumlarda yüksek plazma homosistein ve düşük folat seviyesi gözlenmektedir. Enzim aktivitesi % 30 civarlarındadır.

MTHFR A1298C: MTHFR A1298C, homocysteine ve plazma folatkonsantrasyonunu etkiler.

Bu testlerin uygulama koşulları:
TEST ÖRNEK SÜRE BİLGİ
Beta- Talasemi -EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 15 gün Beta-globin geni Exon1 ve 2 bölgeleri dizi analiz yöntemiyle incelenir.
Orak Hücreli Anemi -EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 15 gün Beta-globin geni COD6 bölgesi dizi analiz yöntemiyle incelenir.
Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) -EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 15 gün MEFV geni Exon 2 ve 10 bölgeleri dizi analiz yöntemiyle incelenir.
KistikFibroz
(34 Mutasyon)

EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 7–10 gün CFTR genindeki 33 mutasyon + polyT bölgesi PCR-OLA yöntemiyle incelenir.
KistikFibroz -EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 30–45 gün Türk toplumunda en sık görülen CFTR mutasyonları dizi analiz yöntemiyle taranır.
Y-Kromozomu Mikrodelesyonları -EDTA’lı Tüpe 3-5ml kan 10–15 gün Y kromozomundaki 28 STS bölgesi Floresan PCR yöntemiyle çoğaltılarak Fragman analiziyle incelenir.
Trombofili Paneli
(FV, FII, MTHFR677, MTHFR1298)

-EDTAlı Tüpe 3-5ml kan 10–15 gün İlgili gen bölgeli multiplex PCR ile çoğaltılarak mutasyonlar minisequencing metoduyla incelenir.
KROMOZOMAL YAPISAL ANOMALİLER:
Kromozomlardaki yapısal farklılaşmalarının  en sık görülen tipi 500 yenidoğanda bir görülen dengeli translokasyondur (resiprokal ya da robertsontranslokasyon). Eğer kromozom grubu genetik bilginin normal kurulumuna sahipse yapısal yeniden düzenlenmeler dengeli olarak tanımlanır. Bazı yeniden düzenlenmeler stabilizasyona sahiptirler ve hücre bölünmesi sırasında değişmeden aktarılırlar. Bir yeniden düzenlenmenin stabil olabilmesi için yeniden düzenlenmişkromozomun normal yapısal elemanlara (tek bir sentromer ve iki telomer) sahip olması gerekir.

TRANSLOKASYON (YER DEĞİŞTİRME)
Bir kromozomdan kopan parçanın başka bir kromozoma yerleşmesi durumudur. Kırılma gösteren kromozomdan birinin kırılan parçası diğerinin kırılan parçası üzerine yapışır. Translokasyonlar 3 ana gruba ayrılır:

Karşılıklı translokasyon (Resiprokal)
Sentrik kaynaşma tipi translokasyon (Robertsonian)
İnsersiyoneltranslokasyon (Transpozisyon)
1-a) Karşılıklı Translokasyon (Resiprokal)
2 farklı kromozomda kırılma oluşması ve sonrasında bu kromozomlardan kopan parçaların karşılıklı yer değiştirmesi durumudur. Yenidoğanların yaklaşık 1/500’ünde gözlenir.


Reciprokaltranslokasyonların oluşma mekanizası

Bu yeniden düzenlenme, taşıyıcı kişilerde sıklıkla fenotip bir etki oluşturmaz. Ancak, dengesiz gamet oluşumu nedeniyle bu kişiler tekrarlayan implantasyon başarısızlığı yada gebeliğin oluştuğu her durumda yüksek bir risk oranında  (%85) abort (düşük) riski mevcuttur.

1-b) Sentrik Kaynaşma Tipi Translokasyon (Robertsonian)
Homolog veya homolog olamayan  2akrosentrik kromozom arasında görülen translokasyon tipidir. Bu yeni düzenlenmede iki farklı kromozoma ait uzun kollar ve kısa kollar kendi aralarında kaynaşır. Birleşen kısa kollar genellikle kaybolur ve sadece sentromer bölgelerinden birleşen iki uzun kol gözlenir. Kaybolan kısa kollara ait kromozom parçaları diğer akrosentrik kromozomlarda olduğu gibi rRNA genlerinin multipl kopyalarını içerdiği için fenotipik olarak bir etki yapmamaktadır. Bu hastalarda 45 kromozom saptanır. Sayısal olarak bir eksiklik var gibi görünse de genetik materyalde önemli bir eksilme veya artış söz konusu değildir.


Robertsoniantranslokasyonların oluşma mekanizası

Robertsonian tipte translokasyonları bulunan kişilerde, reciprokaltranslokasyona göre daha düşük olmakla birlikte dengesiz genetik yapıya sahip gamet hücrelerinin görülme oranı yüksektir (%66).

1-c) İnsersiyonel(Insertionel ) Translokasyon (Transpozisyon)
İki kromozomdan birinde iki noktada kırık olurken diğerinde tek bir kırılma olur ve çift kırılma olan kromozomdaki parça tek kırılma olan diğer kromozoma giderek yapışır. Bu kişilerin çocuklarında segregasyon anomalileri nedeniyle insersiyone olmuş parçanın duplikasyonuyadadelesyonu gözlenebilir.


İnsersiyoneltranslokasyonların oluşma mekanizması

2- DELESYON (EKSİLME)
Bir kromozom segmentinin kırılma sonucunda kaybolmasıdır ve dengesizliğe neden olur. Bu kopma iki türlü olabilir. Ya tek bir kırılma sonucunda terminal parça kaybolur (terminal delesyon) ya da iki kırılma nedeniyle kopan parça aradan çıktıktan (interstisyeldelesyon) sonra iki parça tekrar kaynaşır. Bununla birlikte daha çok iki darbe ile aradaki kopan parça sentromersiz olduğu için kaybolur. Sentromerli ise iğ ipliklerine tutunarak kutuplara çekilir ve hücre bölünmesi esnasında kaybolmaz.


Delesyonların oluşma mekanizması

3- DUPLİKASYON
Homolog iki kromozomdan birinde çift kırık sonucunda kopan kromozom parçasının diğer kromozomda tek kırık sonucu oluşan aralığa giderek yapışması ileoluşur. Ancak duplikasyonoluşumu daha çok mayozda meydana gelir ve bir kromozom parçasının çift kopya bulunması durumu olarak özetlenebilir.


Duplikasyonların oluşma mekanizması

4- İNVERSİYON (TERS DÖNME)
Bir kromozomda iki farklı noktada kırık olması ve sonrasında , arada kalan parçanın kendi etrafında ters dönerek eski yerine yapışması olayıdır. Bir inversiyon genellikle taşıyıcılarda anormal bir fenotipe neden olmaz. Çünkü dengeli bir yeni düzenleme halindedirler.


İki tür inversiyon vardır:

4-a) Parasentrikinversiyon
Sentromeri içine almayan ve kısa veya uzun kollardan birinde oluşabilen kırılma sonucunda kırılan parçanın ters dönüp aynı yere yapışması durumudur. Kromozom boyu değişmezi bu nedenle yalnızca bantlama yöntemi ile tanımlanabilirler. Kromozomun boyu değişmemesine rağmen,  gen sırası değişir ve genellikle bu değişim kişinin fenotipine yansımaz. Bununla birlikte, bu tür inversiyonlara sahip bireylerin gamet dağılımlarında genellikle oluşan dengesizrekombinantkromozomlar, asentrik yada disentrik yapıdadır ve nadir olgular bildirilmiş olsada genellikle canlı doğuma imkan tanımazlar. Bu nedenle bir taşıyıcının canlı doğan bir çocuğa sahip olma riski çok düşüktür.


Parasentrikinversiyonların oluşma mekanizması

4-b) Perisentrikinversiyon
Sentromeri içine alan, kısa ve uzun kollardaki iki kırılma sonucunda kırılan parçanın ters dönüp aynı yere yapışması durumudur. Kromozomun boyu ve gen sırası değişir. Bu tür inversiyona sahip bir bireyin üreteceği gametlerin, kromozom segmentlerininduplikasyonu veya eksikliği bulunur. Bu segmentlerinversiyonundistalinde kalan parçalardır. Yaklaşık olarak bir taşıyıcının dengesiz karyotipli bir çocuk meydana getirme riski %1-10 arasındadır.Herperisentrikinversiyon kendine özel bir riske sahiptir. Geniş parasentrikinversiyonlu taşıyıcı bireylerde distalde kalan parçalar, küçük perisentrikinversiyonlu taşıyıcılara göre daha küçük olduğu ve distalde kalan parçaların eksikliği ya da fazlalığı gözlendiği için bu kişilerin yaşayabilen rekombinant çocuklara sahip olması daha olasıdır. 9 numaralı kromozomda gözlenen inversiyon insan kromozomlarında görülen en yaygın perisentrikinversiyondur. Yapılan çalışmalarda anomalili doğumlara neden olmadıgının saptanması nedeniyle bu durum polimorfizm olarak değerlendirilmiştir.


Perisentrikinversiyonların oluşma mekanizması

KROMOZOMAL SAYISAL ANOMALİLER:
Normal bir insana ait vücut hücrelerinde diploid (46) sayıda kromozom gözlenir. Kromozom sayısının 23 haploidyve katları şeklinde görülmesi ise öploidi(aneuploidy) olarak adlandırılır ve canlı doğumla bağdaşmaz.

Tek bir, nullizomi olarak adlandırılırken fazla olması durumunda bu kromozomdaki sayısal değişiklikler ise anöploidi olarak tanımlanmaktadır. Bir kromozomun sayısal olarak eksik olması monozomikromozomun sayısına göre trizomi, tetrazomi olarak adlandırılır. 13, 18 ve 21. kromozomların trizomisi dışındaki otozomal kromozomlardaki sayısal anomaliler ölümcül seyretmektedir. 45,Y dışındaki cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ise yaşamla bağdaşmaktadır (örneğin;47xxy klinefelter sendromu, X0 turnersendromu,XXX süper female, XYY süper male) .

Sayısal kromozomal düzensizliklerin tekrarlama riskleri genellikle de novo oluşmaları nedeniyle düşüktür. Ancak buna rağmen çiftlerin yeni gebeliklerinde prenatal tanı yapılması önerilmelidir. Çünkü bazı ebevenler bu tür kromozomal bozuklukları somatik hücrelerde çok düşük oranda taşıyabilir. Bazı ailelerde mozaisizm lenfosit hücrelerinde çok düşük düzeyde olabilir ve rutin incelemelerde gözden kaçabilir. Ayrıca, trizomik hücreler ebeveylerinden birinin gamet hücrelerinde farklı oranlarda bulunabilir.

Kromozomal bozukluklar genellikle lethal olup canlı yenidoğanlarda görülme sıklığı %0.5-0.7 arasındadır. Sıklıkla gebelik sırasında, özellikle de ilk 3 ay içerisinde spontan düşüklere neden olurlar. Sayısal kromozomal düzensizlikler genellikle de novo oluşmaları nedeniyle tekrarlama riskleri düşüktür. Ampirik tekrarlama riskleri mevcuttur. Ancak, gebeliklerdeki pratikte gözlenen riskler teorik risklerden daha düşük olarak karşımıza çıkmaktadır.


Kromozomların yapısı

ANEUPLOIDY (ANÖPLOIDI) TARAMASI
Tüp bebek tedavisi sırasında ,çiftlerinçocuk sahibi olmak için verdikleri emek ve çaba sonucu geliştirilen embriyolarda ,  herhangi bir genetik hastalık taşınıp taşınmadığını “embriyoda genetik tanı” yani Preimplantasyon Genetik Tanı – PGT) testleriyle kolayca öğrenebilmek mümkündür.

PGT testlerinin genetik tanıdaki önemi
Genetik biliminde ilerlemesiyle birlikte artık tüp bebek yöntemleriyle geliştirilen embriyolarda genetik incelemeler “embriyoda genetik tanı” (Preimplantasyon Genetik Tanı) kolaylıkla uygulanabilmekte ve çok hızlı raporlanabilmektedir. Gebelik öncesi genetik tanı (PGT) adı da verilen bu işlem; yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllenmesi sonucunda gelişen embriyolardan, 1.gübde polar cisimcik, 3. günde 1 adet, 5. günde ise 4-6 adet hücre alınması ile gerçekleştirilir.


Polar cisimcik, blastomer ve trofektoderm biyopsi

PGT uygulamasının amacı; öncelikle, kromozomal bozuklukların ve DNA hastalıklarının gebelik öncesi dönemde yani henüz embriyo aşamasında tanımlanmasıdır. Ayrıca infertilite (yani kısırlık) problemi nedeni ile gebe kalamayan yani tüp bebek tekniklerinin uygulanacağı çiftlerin embriyolarda normal embriyo seçilmesi ile sağlıklı devam edecek gebelik sağlanabilmesi  için kullanılır.

Bu uygulama, kalıtsal hastalık taşıyan ve sağlıklı çocuk sahibi olmak isteyen çiftler ile infertilite nedeniyle tüp bebek veya mikroenjeksiyon gibi yardımcı üreme tekniklerinin uygulanacağı ve embriyolarında kromozomalanomalilerin görülme riski yüksek olan çiftlere önerilir.

HASTALAR TARAFINDAN MERAK EDİLENLER
PREİMPLANTASYON GENETİK TANI İŞLEMİ NEDİR VE HANGİ ÇİFTLERDE UYGULANMAKTADIR VE AVANTAJLARI NELERDİR?
Günümüzde spentan gebeliklerde genetik hastalıklar gebelik sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ciddi bir anormallik saptanması durumunda gebelik sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba adayını psikolojik ve fiziksel olarak travmaya uğramaktadır.

Son yıllarda üreme genetiğindeki gelişmeler henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilecek olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahimine yerleştirilmesine olanak tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.

Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan hücre alınması ile gerçekleştirilmektedir. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Downsendromu ve diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen hastalıklarının (Hemofili, Akdeniz anemisi, kistikfibrozis, muskulerdistrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir bebeğin bedeli yoktur.

Gebelik öncesi tanı:
Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftlerde,
HLA genotyping (doku tiplemesi) yapılması amacı ile,
Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlamasında
Yardımcı üreme teknikleri için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlarda (37 yaş ve üzeri),
Tekrarlayan erken gebelik düşükleri olan çiftlerde,
Çok sayıda uygulanmasına rağmen yardımcı üreme teknikleri ile gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozom bozuklukları veya genetik hastalıklarda,
Abnormal gamet morfolojisi gözlenen çiftlerde
Başarılı sonuçlar eşliğinde uygulanmaktadır.

TALASEMİ, HEMOFİLİ VB HASTALIKLAR DA PGT NİN ÖNEMİ NEDİR VE EMBRİYOLARDA DOKU TİPLEMESİ YAPILMASI MÜMKÜN MÜDÜR?
Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için önemlidir. Günümüzde DNA analizi yöntemi ile çok sayıda kalıtsal hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale gelmiştir. Kalıtsal bir hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, Hemofili, KistikFibrosis, Orak Hücre Anemisi, MuskulerDistrofiler, Frajil X gibi hastalıklara sebeb olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanımlamalarının ortaya konulabilmesine  yönelik yöntemler geliştirilmiştir.

Öncelikle anne baba ve varsa hasta çocuklara ait kan örneklerinde genetik bozukluğun ve gen bölgelerinin saptanabilmesi amaçlı genetik analizler ile tanımlanır. Sonrasında kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerde hastalığa neden olan genetik yapı özel yöntemlerle çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi DNA analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu B-talasemi, KistikFibrosis, Orak Hücre Anemisi, Hemofili, MuskulerDistrofiler, Frajil X gibi önemli kalıtımsal hastalıklara neden  olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanımlanmasına  yönelik önemli tteknik çalışmalar geliştirilmiştir.

Ayrıca; B-talasemi, Fanconi anemisi ve lösemi gibi hastalıklarda, DNA dizi analizi yöntemi ile sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotiplemesi (doku tiplemesi) işlemi de aynı örnekten, eşzamanlı olarak uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait doku tiplerinin saptanması sonrası, hastalığı taşımayan embriyolar içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı doğan çocukların kord kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları yaşam standartlarını düşmesi, sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin ve ülke ekonomisinin uğradığı zararı azaltabildiği gibi, sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması nedeniyle çok önemli bir tekniktir.

Gelecekte yapılması planlanan  çalışmalar sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.

DÖLLENEN YUMURTALARIN (EMBRİYOLAR) RAHİM İÇİNE YERLEŞTİRİLMESİNDEN ÖNCE ANORMAL OLUP OLMADIĞI ANLAŞILABİLİR Mİ?
Preimplantasyon genetik tanı uygulanarak kromozom bozukluğu taşıyan embriyolar arasında seçim yapılabilmesini mümkün kılan ve sadece sağlam olan embriyoların transfer edilebilmesini sağlayan bir tekniktir.

GEBELİK OLUŞMADAN ÖNCE GENETİK PROBLEMLER KONUSUNDA ALINABİLECEK ÖNLEMLER VAR MI?
Preimplantasyon Genetik Tanı yönteminin en önemli amacı gebelik öncesi anormal embriyonun gebeliğinin önlenmesidir. Bu yöntemle kalıtsal hastalıklar yönünden riskli ailelerde tüp bebek işlemi uygulanarak elde edilen embriyolar incelenip hastalık taşımadığı saptanan sağlıklı embriyolar transfer edilmektedir.Kadın yaşının ileri olması ile (35-45 ) başarı oranı azalmakta, gebelik elde edildiğinde ise düşükle sonlanabilmektedir. Yaşla birlikte yumurtalarda kromozom bozukluklarının artması sebebiyle tüp bebek tedavisi yapılacak olan çiftlerden elde edilen embriyolara biyopsi uygulanmaktadır.Biyopsisonrası,elde edilen hücreveyahücrelerin moleküler tanı yöntemleri kullanılarak birkaç saat içinde değerlendirilmesini takiben sağlıklı embriyolar saptanmakta ve transfer edilmektedir. Bu yöntemle yeterli embriyo elde edilen ileri yaş kadınlarda gebelik oranı arttırılabilmekte ve düşük riski azaltılmaktadır.

EMBRİYOLARDA GENETİK İNCELEME KİMLERE ÖNERİLMEKTEDİR?
Tüp bebek programına alınan her çiftte embriyoların genetik olarak incelenmesine gerek duyulmamakta, buna karşın belirli özelliklere ve risklere sahip olan çiftlerde bu inceleme önerilmektedir. Bu özellikler şu şekilde sıralanabilir:

Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftlerde,
Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklarda sahip çiftlerde,
Yardımcı üreme teknikleri ( tüp bebek için kabul edilmiş ileri yaş grubundaki kadınlara (38 yaş ve üzeri)).
Tekrarlayan erken gebelik kayıpları olan çiftlerde,
Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememiş veya düşüklerle gebeliklerini kaybetmiş olan çiftlerde,
Şiddetli erkek kısırlığı ile birlikte görülen kromozon bozuklukları veya genetik hastalıklarda,
HLA genetyping ( doku tiplemesi ) ve tek gen tanımlaması yapılması amacı ile,
Genetik predispozisyon gösteren hastalıkların tanımlanması
Anormal gamet morfolojisine sahip çiftlere
 PREİMPLANTASYON GENETİK TANININ AVANTAJLARI NELERDİR?
1.Gebelik şansını artırmakta, düşük şansını azaltmaktadır.
2. Ailelerin sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanmaktadır.
3. Aile, gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik travmalardan korunmaktadır.
4. Kalıtımsal tek gen hastalıklarında, doku tiplemesi ile doğacak olan bebek ailenin hasta çocukları için tedavi imkanı sağlamaktadır.
5. Gebelik öncesi tanı; hasta kişilerin yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisinde yaşanan güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri ile karşılaştırıldığında çok önemli ve ucuz bir tanı yöntemidir.

KROMOZOM ANALİZİ NORMAL OLAN ÇİFTLERİN EMBRİYOLARINDA DA GENETİK HASTALIKLAR GÖRÜLEBİLİR Mİ?
Çiftlerden alınan kan hücrelerinden yapılan genetik testlerde kromozom yapısı normal kurulumda bulunabilir. Bununla birlikte,  embriyo genetik yapısının yarısını anneye ait yumurta hücresinden alırken diğer yarısını da babaya ait sperm hücresinden alır ve yeni bireyin oluşumu sırasında anormal kromozomal dağılım ve yerleşim sonucu genetik anormallikler oluşması mümkündür. Bu nedenle vücut hücrelerinin genetik yapısı normal olmasına rağmen bazı çiftlerde sadece üreme (yumurta veya sperm) hücrelerinde görülebilen kromozom bozuklukları bulunabilir ve bu bozukluk yeni nesil embriyolara aktarılabilir. Gebelik öncesi genetik tanı ile yeni oluşan embriyolarda oluşan genetik sorunlar saptanabilmektedir.

AKRABA EVLİLİĞİNİN GENETİK HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASINDAKİ ETKİSİ NEDİR?
Akraba evlilikleri, aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir. Akrabalık derecelerine göre en yakını 1.derece akraba evliliği dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı % 21- 40 oranında olup bölgelere göre değişmektedir. Genel olarak toplumda doğan her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli sebeplerden kaynaklanan anormallikler saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde %4-5 oranına kadar yükselebilmektedir. Benzer kromozomal kuruluma sahip kişilerin problemli olan bölgelerin, sonraki nesile aktarımı durumunda daha yüksek oranda geçiş sağlayabildiği bir çok yayında ortaya konulmuş bir gerçektir.

GENETİK AÇIDAN RİSK TAŞIYAN KİŞİLER KİMLERDİR?
Genetik veya kalıtsal bir hastalık taşıyıcılığı bulunan çiftler
Daha önce genetik hastalığı olan çocuk veya çocuklara sahip çiftler
Yapısal olarak vücudunda anomaliler saptanan yada anormal gamet morfolojise sahip çiftler
Mentalretardasyonlu çocuk öyküsü
Cinsiyet gelişimi anomalileri
Gelişme geriliği ve boy kısalığı
Yakın akrabalarında (1. kuzen gibi) genetik bir hastalık öyküsü çiftler
Tekrarlayan düşükleri ve ölü doğumları olan çiftlerde
37 yaş üzerindeki kadınlar
Bir çok kez yardımcı üreme teknikleri uygulanmasına rağmen gebelik elde edilemeyen çiftler
Bu çiftlerde, öncelikle bir genetik uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı çıkartılmalıdır. Ailede düşünülen hastalık için ve varsa önceki gebelikler için ayrıntılı bilgilerin alınması gereklidir. Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmeli ve gerekli testler istenmelidir. Tüm bu işlemlerden sonra hastalığın tanısı konmuş veya genetik neden saptanmış ise çiftlere saptanan problemler ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Genetik hastalığın neden olabileceği problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile ayrıntılı olarak bilgilendirilir.

ERKEK İNFERTİLİTESİ’NİN OLUŞMASINDA GENETİK FAKTÖRLERİN ROLÜ NEDİR?
Günümüzde çiftlerin yaklaşık %15-20oranında  azalmışüremeoranı görülmektedir. Bu çiftlerin  büyük bir kısmında neden erkek infertilitesidir. Erkek infertilisinde özellikle sperm bulunmayan kişilerde patojenik sebep  Y kromozomu mikrodelesyonlarına bağlı sperm üretiminin azalması veya kistikfibrozistransmembranregülatör (CFTR) gen mutasyonlarına bağlı oluşan konjenitalvazdeferens yokluğu ile karakterize obstrüktifazospermidir. Bunların yanısıra cinsiyet kromozomlarındaki sayısal anomaliler ve yapısal kromozom bozukluklarıdaspermatogenezde, dolayısıyla da fertilizasyonda problemlere neden olur. Ayrıca hipogonadotropikhipogonadizme neden olan KAL (X e bağlı kalıtılan Kalman sendromu), DAX1 (X e bağlı kalıtılanKonjenital Adrenal Hipoplazisi), GNRHR (GnRHsekresyonunda bozukluk) ve PC1 (prohormonconvertase 1 ) gen mutasyonları ile Androjen Reseptör gen mutasyonları spermatogenezis yetmezliği ile birlikte gözlenebilir.

GEBELİK OLUŞTUKTAN SONRA GENETİK PROBLEMLER TANIMLANABİLİR Mİ?
Gebelikte uygulanması gereken bazı tarama testler bulunmaktadır Bu tarama testleri gebelikteki genetik risk hakkında hekime bilgi verir. Böyle bir risk belirlendiğinde 11-14. haftada fetusun eşinden biyopsi yapılarak veya 16-18 haftada bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınarak bebeğin kromozom analizinin yapılması mümkündür. Ayrıca ultrasonografi  de bu konuda yardımcı olmaktadır.

Son yıllarda moleküler genetik çalışmalarında yaşanan gelişmeler sonucu, birçok kalıtsal hastalığın temelinde yatan mekanizmalar belirlenmiş ve bu hastalıkların tanı ve tedavilerine yönelik yeni yöntemler geliştirilmiştir. Bireylerin taşıdıkları kalıtsal problemleri,  değişik oranlarda sonraki nesillere  aktarmaları nedeniyle, genetik hastalıkların çiftlerde ve embriyolarda belirlenmesi sağlıklı çocuk sahibi olabilmeleri yönünden çok önemlidir. Uygulanmakta olan preimplantasyon genetik tanı yöntemleri; genetik bir hastalık için taşıyıcılık, yaşa bağlı artmış anomali riski, tekrarlayan gebelik kayıpları, implantasyon başarısızlığı ve şiddetli erkek kısırlığı, ailede geçişi saptanmış genetik bozukluklukların, veya 1. Dereceden akraba evlilikleri ile birlikte görülen kromozom bozuklukları yaşanması durumunda  uygulanmaktadır.

Bunlara ek olarak , gen dizisi tanımlanmış tüm tek gen hastalıklarında; kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından alınan hücrelerin DNA’sı “tek hücre PCR” yöntemi ile çoğaltılmakta ve taranan hastalığa ait gen bölgesi dizi analizi yöntemi ile tanımlanabilmektedir. Böylelikle, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar elenirken sağlıklı embriyoların anneye transferi ile genetik hastalık taşımayan çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca talasemi, fankoni anemisi ve lösemi gibi tek gen hastalıklarında preimplantasyon genetik tanı yöntemi ile sağlıklı embriyolar seçilebileceği gibi embriyolarda HLA genotyping işlemi de aynı anda uygulanabilmektedir. Böylece doku grubu uygunluğu saptanmış sağlıklı doğacak bebekten elde edilen kordon kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta kardeşler için tedavi imkanı doğmaktadır.